beyaz zambaklar ülkesinde kitap analizi

KlasikleşmişBeyaz Zambaklar Ülkesinde kitabı The Kitap Yayınları'nda sizlerle. Hemen tıkla, farklı dünyaları keşfetmeye başla. WaiTFoRMe. Beyaz Zambaklar Ülkesinde [Kitap Özeti] Beyaz Zambaklar Ülkesinde. Finlandiya'nın tarihinin son aşaması Fin Kültürü'nün hayranlık uyandıran gelişimini ve düşünce gelişimini yakından incelemiş bir yazarın izlenimleridir. Bu izlenimlerin ağırlık merkezi, bir zamanlar bataklıklar diyarı olan Finlandiya'yı 2oBeyaz Zambaklar Vtkesinde l.t/.la re tm e n katlrd. lk zam anlar, sem in e rlere istekli olarak l<.(ilanlarn says a zd . lkenin cra yerlerin d e, btn k yorgu n den re tm en ler, aslnda m e slek lerin d en d e m em n u n d e il lerdi. S em in erlere zo rla katlrlard. Buizlenimlerin ağırlık merkezi, bir zamanlar bataklıklar diyarı olan Finlandiya'yı "Beyaz Zambaklar Ülkesi"ne dönüştüren kültürel ve sosyal çalışmaların anlatımıdır. Bu çalışmalar arasında Finli aydınlarla halk arasındaki sıcak ilişki ve yakınlaşmanın büyük yeri vardır. Beyaz Zambaklar Ülkesinde Kitabının konusu; Finlandiya’nın modernleşme ve kalkınma mücadelesi oluşturmaktadır. Finlandiya sadece bataklıklardan ve kayalıklardan oluşuyorken, toplumun her kesiminden insanın bir araya gelmesi ve ülkeyi bataklık içerisinden kurtarma çabaları kitapta işlenmekte. Halk, ufak değişimler yaparak my heart will go on piano notes easy. …sen Tanrı olmadığın gibi Tanrı’da sen değildir. Tanrı’nın ve senin savaşma tarzı, hedefleri,duyguları aynı değildir.. Mene Tekel Peres’ diyerek karşılıyor beni Petrov. Özellikle vurguluyor Düşüncesiz Olmayın!’ diyerek, kitap bir solukta bitecek ama sen sürekli düşüneceksin diye ikaz ediyor beni. Öylesine bir anlatıma sahip ki o kadar çok bilgiyi nasıl bir anda yükleyebildim zihnime bende anlamış değilim. Kah üzüldüm, kah umutlandım, kah lanet ettim ama bir kez daha öğrendim her satırda durup bir kez daha düşündüm. Haklıydı Petrov düşüncesiz olamazdım. Ben insanım yaratılmış her canlıdan daha üstünüm düşünmek benim işim, bana özgü bunu değerlendirmeliyim. Ve bir kez daha teşekkürler Petrov unuttuğumuz değerleri bizlere hatırlattığın için. İncelediğimiz kitap Beyaz Zambaklar Ülkesinde’. Sizlere analiz ettiğim birkaç notu aktarmak istiyorum. Kitabı bitirdiğimde ki düşüncelerimi, okurken ki hislerimi ve altını çizdiğim notlarımı.. Mene Tekel Peres.. Öylesine bir hisle başlattı ki bu söz beni kitaba merakla çevirdim her sayfasını çevirdikçe bir şeyler takıldı aklıma mesela, Snelman’ın bir sözü ki 1800lü yıllarda söylemiş olmasına rağmen hala doğruluğunu kanıtlayabiliyoruz ; Aydın olmak modaya uygun elbiseler giymek yada kolalı ve modern şapka takmak değildir. Ne kadar da haklı, 19ncu yüzyılda söylenmiş bir sözü 21yüzyılda da sizlere sunabilirim. Hani derler ya sonradan görme diye bizde birazda onları anımsattı bana, toplumumuzda kendine alakasız bir kartvizit oluşturmuş , bilgisi sadece kendine yetecek insanlar fazlasıyla mevcut ama çevrelerinden birazcık uzaklaşsak belki de bir apartman ötelerine yada bir mahalle gerisine gitsek seviye fazlasıyla değişiktir. Peki mum dediğin çevresine ışık saçmaz mı? Eğer ortada bir yanlış varsa kökene inmemiz gerekir. Hele ki bu kitabı inceliyorsak çok kapsamlı bakmamız her ayrıntıyı incelemeliyiz. Çünkü burada toplumu ele alıyoruz, o halde toplumu bir çiçek gibi incelemeliyiz, önce tohuma sonra fidana sonra yapraklara sonra dikenine en nihayetinde çiçeğine bakmalıyız.. Aile diyor Snelman, Aile en büyük problem Finlandiya’da. Aslında sadece orada değil her toplumda aile en büyük problem çünkü toplumumuz çiçekse, ailemizde tohum bu durumda.. Hemen hemen her toplumda büyük kitleyi çocuklar-gençler oluşturuyor ve toplumda şikayetlerini onların üzerinden sürdürüyor. Hapislerde ki çocuklardan, hırsızlık yaptı, onu öldürdü, eroin kullandı diye gidiyor hayıflanmalar.. Peki nasıl açıklamalı bu durumu? Snelman’ın açıklamasını direk aktarmak istiyorum;Anne-babalar çocuklariyla hiç ilgilenmezler. Ara sira onlara sekerleme ve oyuncak almaktan öteye bir is yapmazlar. Bu durum karsisinda çocugun akli, fikri, ruhu islenmemis bir tarla gibi kalir. Buraya yararli hiçbir sey ekilmis olmaz. Anne-babalar çocuklara “yalan söyleme,yaramazlik yapma,bu hareket kötüdür, nefret uyandirir, günahtir,” gibi nasihatlerde bulunurlar, ama nasihatleri veren kisiler birbirlerini aldatirlar. Onlarin yaninda öyle davraniniz ki sizin meziyetlerinizi bizzat görerek sizi sevmeye baslasinlar’ Gençleri suçlarlar her zaman, dikkat edin anne babalara yada topluma hep bir şikayet söz konusu, peki düşünülüyor mu gençleri böyle yapan nedir, onları yanlışa iten nedir? Sanırım Snelman yukardaki alıntıda buna en güzel cevabı vermiştir. Gerçektende kitabı okudukça her defasında ne kadar doğru diye tekrarladığımı fark ettim her bölümde bir pay çıkarttım günümüzden, ilgisiz anne-baba örneği o kadar çok ki çevremde. Hatta sizde hak vereceksiniz bana; Annelerin çoğu ev hanımı çocuk henüz bebekken bile 1-2 yaş çocuğuyla ilgilenmek yerine ona bir şeyler öğretmek yerine önüne oyuncakları döküp hemen boş kutuya televizyona yöneliyor. Aslında şu sıralar gelişen teknolojimizle daha çok bilgisayarlara yöneliyorlar. Snelman’da buna benzer açıklamalar yapmıştı ama ben kitaptan alıntıya değil kendi gözlemlerime yer vermek istiyorum. Bilinçsizce yapılan evlilikler henüz kendisi yetkinliğe erişememiş insanların evliliğinden doğan bebekler de bilinçsizce yetiştiriliyor. Bu tür ailelerin olduğu toplumda bozukluklar olması şaşırtıcı olmasa gerek.. Kitapta özellikle bir nokta var ki şikayet eden ailelere verilecek en güzel cevap Ya sizler en başında onların çocukların kanatlarını kırdıysanız?’ Kitap genel olarak bu şekilde açıklayarak gayet iyi bir şekilde aksayan yönleri nasıl çözümleyebiliriz’e cevap veriyor. Geçim sıkıntısı çekilen, eğitim seviyesi düşük, yaşam kalitesi kötü olan toplumlar nasıl kalkındırılmalı, yada dediğim gibi aksak yönler nasıl giderilmeli tüm detaylarıyla anlatılmış. Benim ilgimi çeken bir önemli kısımda Karokep’le tanıştığım bölüm oldu. Dışarıdan baktığımızda insanları yargılamak ne kadar kolay değil mi? Bir hırsız görsek ona öfkemizi kusarız, yada bir katile lanetler yağdırırız. Tabi ki hiçbir gerekçe onların kötü olmasını gerektirmez ama belki bazı gerekçeler bizim onları anlayabilmemize yardımcı olabilir. Bunu bir kez daha gördüm Johan Karokep’in hikayesini okuduğumda. Detaylara girmeden bir kısmı aktaracağım etkilendiğim; Sizi öldürmek istiyordum şimdi söyleyin bana Hıristiyan papaz kendi katiline ne yapar? Öylesine anlamlar var ki aslında bu bölümde keşke hepsini aktarabilsem ama kısaca değinirsem toplumca katil, hırsız,kötü olarak bilinen Johan’ın yüreğini görebiliyoruz bu bölümde. Yoksa hangi kötü insan öldürmek istediği insana bu soruyu sorabilir? Söyler misiniz kim isteyerek kötü olmayı seçer? Kim kötü olmak ister? Hepimiz bir’iz oysa ki siz ister misiniz? Ben neden isteyeyim ki, o neden istesin ki? İşte tüm bunları düşünüyoruz ve bir kez daha iyi olmanın sonuçlarını tartıyoruz ister istemez. Bir an kitabın içine girip o papazın boynuna sarılmak isterken buldum kendimi ne yalan söyleyeyim, böylesine merhamet dolu olsa herkes bir toplulukta nasıl kötü olabilir ki? Bu güzel yürek olsa her yerde kötüden nasıl söz edilebilir ki.. Johan’ın olduğu bölümde bir şeye daha değinmek isterim, gezici kütüphanelerden bahsediyor Petrov burada hemen aklıma Eşekli Kütüphaneci Mustafa Dede’ bilir misiniz kendisini.. 1943 yılında kütüphane de memur olarak çalışan ve Eşeğiyle köy köy gezerek insanları okumaya teşvik etmiş güzel insanlarımızdan birisidir. Burada her iki örneğe de baktığımda hatta kitabı tamamen bitirdiğimde de tek bir ortak nokta çıkartıyorum çözüm olarak; Merak.. İnsanlarımız merak etmiyor, içlerinde bir öğrenme sevgisi yok. Gerek Finlandiya da olsun gerekse bizim ülkemizde. Bir toplumun kültür seviyesini yada yaşam standardını belirleyen şey eğitim durumu yani aldığı diplomalar değildir bana göre, merakı öğrenme isteğidir. Bir toplumda ne kadar çok insan merak ederse ne kadar çok insan öğrenme isteğiyle doluysa o kadar ilerler o kadar seviyesini yükseltebilir. İlk verdiğim örneği düşünürsek ben dünyanın en iyi sosyoloğu da olsam içimde bir merak yoksa, çevreme bilgi veremiyorsam aktaramıyorsam çevremde beni bilgi almak için alıkoyan insanlar yoksa ne faydası olur ki en iyi olmamın. İşte tüm bunları o kadar güzel anlatmış ki Petrov, her sayfasında düşünüyor insan acaba ben ne yapabilirim diye, ben küçücük bir cevap buldum bile kendime. Yetinmemeliyim, insan bilgi okyanusunda bir damla su buldum diye nasıl yetinebilir, akıl almaz bir şey bu. Evren keşfedilmek için duruyor işte, ve önümüzde bir hayat var nasıl bundan habersiz kalıp sadece ihtiyaçlarımızı karşılayarak devam edebiliriz ki hayata çok garip. Bunu anlatmalıyız bizde çevremize, en profesyonellere bile ben en iyi sosyolog olsam ve hala toplumumda aksaklıklar söz konusuyla bununla övünemem bile, koca bir safsatadan başka bir şey olmaz yaptığım. En iyiyim ama toplumun aksak yanlarından bana ne? Ben kendi işime bakarım? Bu mu yani? Böyle mi devam etmeliyiz? Eğer böyle devam edersek sonumuz ne yazık ki pek parlak olamaz. Daima en ileriye gitmeli ve yanımızda da başka beyinleri götürmeliyiz, aynı şekilde başka yerleri de merak edip başka beyinlerin bizi götürmesini istemeliyiz bunun için çabalamalıyız. Milyonlarca halk hayvan gibi yaşıyor.. Kirli ve pasaklılar, aptallar. Tek düşünceleri var ; o da midelerini doldurmak…’ Bir bakın ülkemize tanıdık yüzler görmüyor musunuz zihninizde? Çok uzaklara gitmemize gerek bile yok Ankara da hemen ilerimizde Ankara kalesinin etrafına bir göz atın, üstü başı kir pas içinde çocuklar, yırtık kazaklarla gezen ayağında terlikle kadınlar göbeği dışına sarkmış atletli kirli yüzlü adamlar göremez misiniz? Bu kadın ve adam aptal olabilir mi? Hani belki doğuştan bir zihin hastalığı vardır? Elbette bu da olabilir, ama hepimiz biliyoruz ki çok sağlıklıları da var içlerinde peki ya durumları neden öyle? Neden kendilerine çeki düzen vermiyorlar? Yanlarında yetişen çocuklar birkaç yıl sonra bu toplumun parçası olmayacaklar mı? Şuan sadece kadın ve adam bile toplumun bir parçasıyken toplumu dibe doğru çekerken birde çocukları eklenecek peki buna nasıl izin verebiliyoruz? Sadece bahsettiğim yerde değil ne yazık ki ülkemizin hemen hemen her köşesinde bu ve daha kötü durumda aileler görebiliriz. Peki söyler misiniz nasıl içimiz rahat uyuduk bunca zaman, bundan sonrada uyuyacağız en fazla 1 hafta daha aklımızda olacak bu tür insanlar sonra geri eski yaşamımıza döneceğiz. İşte bu yüzden kızıyor Snelman hem kendi halkına hemde okuyan tüm insanlara Ülkede ne kadar cahil, tembel, katil, hırsız var bir sayın. Çocukluk ve gençlik yıllarında doğru eğitilselerdi çoğu vatanına faydalı insanlar olurdu’ diyor. Siz alınmıyor musunuz üzerinize ben okudukça her satırı daha çok kızarıyorum suçluluk duygusuyla, sadece bu kitabı okuduğum andan itibaren olan bir şey değil bu. 2010 yılından bu yana yaşadığım bir şey aslında. Tanıdığım o kadar çok insan var ki kötü olmak istemeyen ve bataklıktan çıkmak için çırpınan ama ellerinden tutan kimse yok. Tam tersine onları yargılayan damgalayan insanlar çok daha fazla. Böyle bir toplumda kötünün yok olmasını nasıl bekleyebilirsiniz? Evet eğitim alıyoruz ve bizler toplumun aksayan yönlerini bulup onarmalıyız, peki bu sadece bizimle olabilir bir şey mi? Eğer sadece bizimle olsaydı bizden öncekiler çoktan halledemez miydi? Tabi ki halledebilirlerdi kitapta her bölümde parça parça sorunları görüyoruz ve hepsinin altında öznellik yatıyor, yani herkes aslında tek başına hareket etmeli yani demek istediğim herkes bu senin görevin diyerek başkasına yüklememeli çözümü, herkes tekil olarak ister boyacı olsun ister aşçı ister doktor herkes ama herkes bu benim sorunum’ diyebilmeli. Herkes birden bahçıvan olmalı ki her yerdeki güller kokusuyla görüntüsüyle muhteşem olarak yetişebilsin. Kitaptan bir alıntı daha vermek istiyorum; Köye gitmek insanı korkutuyor. Vaziyet tüm insanlık, toplum ve sözde kültür adına utanç verici. Düşünüyorum da uzaklarda ve yükseklerde tiyatrolar konserler ressamlar ve yazarlar, parlementolar ve akademiler var, burada ise milyonlarca insan için cehennemden başka bir şey yok’ Benciliz değil mi? Ne zaman oturup cahil dediğimiz eğitimsiz insanlara bir şeyler öğretmeye çalıştık? Ne zaman insanları önemsedik toplum olarak çözüm ürettik? Ne zaman kendi vaktimizden kendi menfatimizden feragat ettik? Bir doktorun notuna yer verilmişti kitapta Devlet büyük bir ailedir Halk kitleleri ise sizin küçük kardeşlerinizdir. Onların kötü yaşam biçimleri toplumun üst sınıflarının utancı ve cinayetidir’ Daha nasıl anlatılabilir ki? Ben kitaba çok kötü durumda olan Finlandiya’nın yükselişi olarak bakmıyorum, aksine yıllarca gelişmekte olan Türkiye’nin ayıbı olarak bakıyorum. Bunlar aslında hepimizin bildiği şeylerken üstelik 1928 de Türkçeye çevrilmesine 1930dan beri ulaşılabilen bir kaynak da varken önümüzde hala toplumumuz da geri kalmışlıklar söz konusu. Ülkenin bir bölümü 21yy’ı yaşarken bir diğer kısım hala insan olmanın ayrıcalığından yoksun. Bir çok sebebi olabilir bunların bir çok sıkıntımız olabilir maddi manevi ama Türkiye’nin başkentinde Ankara’da aralarında çok değil belki de 20 km olan 2 semt arasında yaşayan insanlar arasında büyük bir fark varsa buna hiçbir gerekçe gösterilemez bu ayıptır, ve en acısı bu hepimizin ayıbıdır.. Bir köşede insanlar kokteyller için servet harcarken, hastanede ameliyat parası olmadığı için çocuklar ölüyor mesela, bir tarafta dünden kalma olduğu için koca bir tencere yemek çöpe dökülürken diğer tarafta illa ülkemizde değil mesela Afrika’da bir damla su bulamadığı için, yiyecek kuru bir ekmek parçası dahi olmadığı için çocuklar ölüyor. Kişiselleştirmeye gerek yok hangi dili konuşursak konuşalım hangi ırktan olursak olalım hangi dine inanıyorsak inanalım bu dünya hepimizin. Evren hepimizin evi ve biz ne kadar bencil olursak o kadar çok kaybedeceğiz. Görünürde kazanıyor olsak da farkında olmadan insanlığımızı kaybediyoruz. Kendi çıkarlarımıza yöneldikçe çevremizi göz ardı ettikçe değil toplumu kurtarmak ne yazık ki insanlığımızı dahi kurtaramaz hale geleceğiz. Tüm ülkeleri, tüm insanlığı kapsayacak bir alıntıyla analizime son vermek istiyorum 1800lü yıllardan beri gene haklılığını koruyan ve bundan sonra buna ihtiyaç duymamayı dilediğim bir söz; Artık parti kavgalarıyla kişisel sorunlarla ilgilenmek yerine halkın sağlığının korunmasıyla ilgilenmek gerekiyordu’ Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının kısa özetini, düşüncesini konusunu, karakterlerini, ana fikrini ve ayrıntılı kısa özetini sizin için derledik. Ayrıca Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının basım yılı ve yerini yazarı hakkında kısa bilgileri de sizin için bir araya getirdik... Beyaz Zambaklar Ülkesinde ana karakterleri , Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitabın kısa özeti, Beyaz Zambaklar Ülkesinde bilinmeyen kelimeler Beyaz Zambaklar Ülkesinde özeti ,Beyaz Zambaklar Ülkesinde özet kısa ,Beyaz Zambaklar Ülkesinde özeti kısaca ,Beyaz Zambaklar Ülkesinde özeti uzun, Beyaz Zambaklar Ülkesinde özeti Kitap Hakkında Bilgiler Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının Yazarı Grigory Petrov Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının Yazıldığı tarih 1923 Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının Türü Roman Beyaz Zambaklar Ülkesinde Sayfa sayısı 240 Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının ANAFİKRİ Bir toplum içinde varolan ve kahraman olarak belirip sivrilen kişilerin hangi koşullar altında bir ulusun ilerlemesine, gelişmesine ve bir kahraman ulus olmasına nasıl yardım ettikleri ve neler Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının konusu Eser Finlandiya'nın tarihini ve Fin Kültürü'nün gelişimini irdeleyen bir kitaptır. Eserde Bir zamanlar bataklıklar diyarı olan Finlandiya'nın bataklıktan "Beyaz Zambaklar Ülkesi"ne dönüştüren kültürel ve sosyal aşamaların öyküsü irdelenmiştir. “Finler uzun yıllar milli kültürlerinin gelişmesi ve ilerlemesi için çalışmışlar ve bugün birçok Avrupa ülkesinden daha yüksek bir uygarlık derecesine ulaşmışlardır.” Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının Özeti Beyaz Zambaklar Ülkesinde, kurgusal bir romandan daha çok ders verir nitelikte bir kitap. Okuduğunuzda insanı sorgulatan ve okudukça ülkemizi, kendimizi, yaşayışımızı sorgulatan bir eser. Ayrıca ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün okulların müfredatında okutulmasını istediği bir kitap olması bakımından da önemlidir. Çok etkilenerek, ders alarak okudum. Beyaz Zambaklar Ülkesi bataklıklar ve kayalıklar ülkesi olarak adlandırılan 2 milyon nüfuslu Finlandiya’nın tüm halkın aydınından, köylüsüne, subayından, memuruna, din adamlarından, öğretmenlerine kadar herkesin birleşerek ülkeyi kalkındırmalarını anlatıyor. Beyaz Zambaklar Ülkesi kitabının yazarı Grigory Petrov kitabı baş karakter Snelman’ın ağzından anlatmış ve kitap bölümlerden oluşarak anlatılıyor. Finlandiyalılar 1811 yılına kadar İsveç hakimiyeti altındaydılar. Bütün iktidar, ticaret ve sanat, okullar ve hatta kilise bile İsveçlilerin elindeydi. Yönetici ve aydın kesimi oluşturanlar, öğretmenler, doktorlar, memurlar ve subayların tamamı İsveçliydi. Bu insanlar Finlandiyalılara üstten bakıyorlardı. Bu durum Finlandiya halkının kültürel gelişimini de yüzyılın sonlarına kadar kültürel gelişimleri sadece temel okuma yazma becerileriyle sınırlıydı. Fakat Rusya 1808 yılında Finlandiya’nın yarısını ele geçirdi ve Rus Çarı eskiden sahip olunan tüm hakların aynı kalacağı sözünü verdi. Bu olay ile beraber kendi kültürlerini özgürce geliştirme olanağı elde ettiler. Fin kültürünü geliştirmek için önderlik etme görevini Johan Wilhelm Snelman üstlendi. Snelman yeni nesil Fin aydınlarının en parlak temsilcilerinden biriydi. Finlandiya’nın gelişmesi için adeta seferberlik ilan etmişti. Bu göreve öncelikle aydınlarla konuşarak başladı. Onlara aydın olunmanın halka üstten bakmak olmadığını, kendileri ne kadar bilgiliyse halkında öyle olması gerektiğini, öğrendikleri her şeyi halka da anlatmaları gerektiğini söylüyordu. Toplumun alt kesimlerini daha iyi bir hayat kurmak için ne yapmaları gerektiği konusunda eğitmeliydiler. Aydınlardan sonra ise sırada öğretmenler vardı. Yaz boyunca konferanslar veren Snelman öğretmenleri işlerini iyi yapmaları konusunda nasihatler veriyordu. Din Adamlarını da bu hedef doğrultusunda çok önemli kişiler olarak görüyordu Snelman. Dinsizliği halkın sahip olduğu bütün kutsal değerlerin ölmesi olarak tanımlıyor ve bu maneviyat ruhunun ölmemesi adına ve insanların umutlarını kaybetmemeleri adına din adamlarına çok iş düşüyordu. Din adamları çocukları ve gençleri bir araya getirerek, onları etkilemeye ve inanç aşılamaya çalıştılar. Bunu yaparken de zekayı, bilimi ve hayatın zevklerini aşağılayıp küçümsemediler. Yönetimde ise Finlandiya ve Rusya arasındaki anlaşma çerçevesince yeni hükümlerin yazdığı yeni bir anayasa 1816 yılında kabul edildi. Böylece parlamento yeniden faaliyete başladı. Finlandiya’nın her yerinden devlet memurları Helsinki’ye akın ettiler. Böylece İsveçli devlet adamları yerine Finlandiyalı memurlar geçmiş oldu. Snelman’ın memurlara çağrısı ise şöyleydi Vatandaşlarımızın yasalara saygılı veya daha fazlası olan derin adalet duygusuna sahip bireyler olarak yetiştirilmei iin bize yardımcı olun. En büyük değişimlerden biri ise Ordu’da oldu. İsveçliler döneminde kışladaki askerler içki içer, kumar oynarlardı. Halkla ilgili olan hiç bir konuyla ilgilenmezler ve kaba davranırlardı. Snelman ve arkadaşları bu konuyla ilgili de bir yenilik yaptılar. Subaylara konferanslar vererek askeri eğitimin öneminden bahsettiler. Artık tüm aileler oğullarının askere gidip iyi terbiye almalarını istiyorlardı. Çünkü kışlada bilimden kültüre kadar iyi bir bireyin sahip olması gereken tüm özellikler anlatılıyor, askerler eğitiliyordu. Bu ve bunun gibi birçok özelliğin değişmesi ve gelişmesi bu küçük ülke adına çok büyük adımların atılmasına sebep oldu. En alt kesimden en üst kesime kadar tüm insanlar çok çalıştı. Bataklıklar ve kayalıklar ülkesi olarak adlandırılan Finlandiya’da insanlar kayalıkların üstüne verimli topraklar yerleştirdiler ve buralarda tarım yapmaya başladılar. Üretim yaptılar, okullar açıldı insanlar okumaya başladılar. Bu ve bunun gibi birçok etken sonucu şuan da Finlandiya refah ve eğitim düzeyi çok yüksek bir gelişmiş ülkedir. - Beyaz Zambaklar Ülkesinde ,kitabı, kitap özeti, kitap ,özeti DETAYLI ,Kitabı ,Hakkında, Kısaca Bilgi,kısa, uzun, açıklamalı, özet, özeti, kahramanı, kahramanları, yazarı, hikayesi, anafikri, kanusu, ana konusu, Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özetü,kitabı, önermesi, özelliği, içeriği, türkçe, edebiyat, ödev, ödev,i, nedir, nasıl, niçin, ne, neden, nasıl, hangisi, kim, kimdir, kitabı ne hakkındandır, hakıında, ile, ilgili , bilgi, açıklama, yardım, Bu kitabı 3–4 sene önce okumuştum ama bu aralar tekrar okuma merakı uyandı içimde. İlk okuduğumda da oldukça beğenmiştim ancak bu kez daha bir dikkatli okudum ve çeşitli notlar aldım. Tavsiye babında kısa bir inceleme niyetiyle başladığım bu yazı eklediğim her bir satır ile başka bir şeye evrildi. Kendim için aldığım notlardan ve altını çizdiğim satırlardan müteşekkil bir değerlendirmeye dönüştü diyebiliriz. Pek çok konu hakkında faydalı fikirler beyan eden Petrov ve Snellman’dan öğrendiklerimize daha rahat ulaşabileyim en azından dedim. Bir nevi kitabın özetini çıkarmış oldum sanırım. Aldığım notları yazıya geçirirken bu kitabı tekrar okumakla isabetli bir karar vermiş olduğumu iyice anladım. Günümüzde hala devam eden pek çok sorun hakkında sağlıklı bir bakış açısı kazanmak adına çok önemli bir kitap. Bundan sonra yazdıklarım tamamen kitaptan alıntılanmış olmasa da önemli bulduğum alıntılara sıkça yer verme ihtiyacı hissettim. Aşağıdaki alıntılardan ve değerlendirmelerden de anlayacağınız gibi kitabı benim tavsiye etmeme gerek kalmıyor. Kitap kendi kendini hemen ele PetrovGrigory Petrov insanlığın kalkınması için çaba harcayan bir Rus yazardır. Yeryüzünde en değerli varlığın insan olduğuna, insanın Rabbani yaratılışın baş tacı olduğuna ve bu dünyada her şeyin insan için olduğuna inanır. İlim, felsefe, din ve sanatın, yeryüzünde insanlığın saadet ve aydınlığına hizmet etmesi gerektiğini süre yaşadığı ve “Beyaz Zambaklar Ülkesi” olarak tanımladığı Finlandiya'nın kültürel, iktisadi ve toplumsal olarak nasıl kalkındığını anlatır. Finlandiya, yüzlerce yıl boyunca bazen İsveç bazen de Rus işgali altında kalmış olmasına rağmen iç işlerinde biraz serbestlik bulduğu anda kendini milli bir kimlik kazanmaya ve kalkınmaya kitabını Bulgarcaya tercüme eden Bojkof Finlandiya ile ilgili şahsi bir anısını da şöyle aktarır.“Finlandiya’da tramvaya binersiniz. Fakat tramvayda biletçi veya kontrolör yoktur. Her yolcu seyahat ücretini tramvayın bir yerine konulmuş olan kutuya atar ve istediği yere kadar seyahat eder. Bana bunun sebebini bir fen öğretmeni şöyle açıkladı"Eğer halka güvenmeyip de Rusya’da olduğu gibi biletçi ve kontrolcü kullanmak isterseniz, kontrolcüleri de tekrar kontrol etmek lazım gelir. Biz bir kontrolcüye değil, halka inanırız, insana inanırız.”EĞİTİMPetrov bir milletin kalkınabilmesinin yolunun eğitimden geçtiğine inanır. Bunu söylerken sadece okulda çocuklara verilen eğitimi kastetmez elbette. Kamu kuruluşlarında, kışlalarda, köylerde, kasabalarda, ticarethanelerde kısacası hayatın her anında insanı kuşatan bir eğitime vurgu yeni nesillerin eğitilmesi kalkınmanın anahtarıdır ama onlara da farklı şekilde yaklaşılması gerekmektedir.“Yeni nesillere artık eskimiş ve hakikaten zamanı geçmiş idare usülleri cebren uygulanamaz”KAHRAMANLARHer milletin kahramanları vardır ve olmalıdır ama toplumsal kalkınma her bir bireyin kişisel olarak ilerlemesiyle sağlanır.“Her millet layık olduğu idareye ve idare adamlarına sahip olur.”“Bulut rutubetli bir buhar halinde toplanır. Milletler de böyledir. Eğer bir millet azamet ve kahramanlık unsurlarını bulunduruyorsa, ondan şimşekler doğar, millet arasından kahramanlar çıkar. Eğer halk kitlesi soğuk ve rutubetli bir buhar yığıntısından ibaretse hiçbir kuvvet ondan şimşek çıkaramaz.”Her ne kadar toplumu harekete geçirenler ve önderlik edenler kahramanlar olsa da bu potansiyel bir toplulukta bulunmadığı sürece her türlü ilerleme çabası beyhude kalacaktır.“Kahraman halkı heyecanlandırır ev alevlendirir. Fakat onu milletten aldığı ateş ve heyecanla kendilerine “Suom” ve çok sevdikleri ülkelerine de “Suomi” derler ki batalık arazi anlamına göre Fin milletinin tarihinde başlıca iki şeyin bilinmesi gerekir. 1917 yılındaki Rus İhtilali’ne kadar bağımsız bir hayat yaşamamışlardır ve tek tük de olsa bu milletten büyük adamlar çıkmamıştır.“Finlerin sahip oldukları büyük kültür ve medeniyet bizzat millet bireylerinin çalışmasının ürünüdür.”JOHAN WILHELM SNELLMANFin kültürünü yükseltmek isteyenlerin başında Snellman isimli bir zat gelir. Büyük bir alim, derin bir filozof ve meşhur bir siyaset adamı olmasıyla beraber asıl şöhreti Fin kültürünü oluşturan “Halk Öğretmeni” olmasındandır. Snellman ve arkadaşları “Millet Öğretmeni” sıfatıyla çalışa çalışa “bin bir bataklık memleketini beyaz zambaklar memleketine” göre Finlandiya daima Rusya ve İsveç tarafından istila edilme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Askeri açından kendilerinden güçlü komşularına direnebilmelerinin tek yolu onlardan kültürce üstün olmaktan geçer.“Ne zaman bizim küçük milletimiz kendi büyük komşularından daha yüksek bir medeniyete sahip olursa, o zaman tehlike bertaraf edilmiştir.”AYDINLARSnellman toplumun kalkınması için çaba harcayan Fin aydınlarının en güzel örneklerinden biridir ve toplumun içerisinden çıkardığı her bir gerçek aydının topluma borçlu olduğunu düşünür.“Aydın olmak, modaya uygun elbise ve şapka giymek, kolalı gömlek taşımak değildir. Aydın zümre, milletin beyni gibidir. Millet sizi iyi bir öğrenim gördükten sonra, iyi bir maaşa nail olasınız ve akşamları kahvehanelerde iskambil veya domino masasının başına geçip eğlenesiniz diye okutmamıştır. Böyle yapanlar gerçek aydın değildir. Onlar aydınların küflenmişidir.”Her bir aydının toplumun aşağı tabakalarına burun kıvırmasındansa onların kalkınması için çalışması gerektiğini söyler. Köylülere, işçilere ve kasaba halkının aşağı tabakasına nasıl daha iyi yaşayabileceklerini öğretmelerini tavsiye eder.“Millete hayatın kıymetini takdir ve muhafaza etmesini öğretiniz. Bizim çorak vatanımızda da her bir köylü ve işçinin daha müreffeh, daha sıhhi, daha makul bir hayat yaşayabileceğini anlatınız.”BİREYLERSnellman ve arkadaşları yaz kış demeden Finlandiya’yı bir uçtan bir uca dolaşır ve halkı irşat ederdi. Ülkenin çeşitli yerlerinde tesadüf ettiği zeki kimseleri uyandırır , onların zihinlerini açar ve onlarla haberleşirdi. Onlarla mektuplaşır, onlara nasihat eder, onları yüreklendirir, onları kınar yahut onlara yeni vazifeler verirdi. Milleti kalkındırmak için olabildiğince çok neferin çalışması gerektiğini bilirdi.“Bütün memleketi sulamak için bir, iki, üç dere yeterli değildir. En ücra kulübeler bile, göl, pınar veya dere gibi bir su kaynağına muhtaçtır. Milletin manevi susuzluğu da buna benzer. Her yerde milletin kana kana içebileceği canlı pınarlar bulunmalıdır.”ÖĞRETMENLERSnellman, milletin kalkınabilmesi için en kritik rolün öğretmenlerde olduğunun farkındaydı. Fakat öğretmenlerin çoğu aslında mesleklerinden memnun dâhi değillerdi. Öğretmenlere yönelik eğitimler düzenlemeye başladığında itirazların yükselmesi çok uzun zaman almadı. Öğretmenler kurslara zorla katılırlardı.“Hatta bazıları, “Bu kurslar da başımıza nereden çıktı? Öğretmenleri okutmak da kimin hatırına geldi?” diye şikayet bunların hepsini bilir fakat kızmazdı. O insanlara iyi bir doktor olarak bakar ve “hastalara kızılmaz, onları tedavi etmek gerekir” öğretmenlerin çok ağır bir yükün altında olduklarını bilirdi ama bunun yapılması gereken bir fedakarlık olduğunu söylerdi.“Fedakarlıklar yapacağız, içimizden kurbanlar vereceğiz. Bu zorunludur, kaçınılmazdır.”Bütün öğretmenleri fedakarlığa davet ettiği gibi bu ağır yükün altına girmek istemeyenleri ise açıkça uyarırdı.“Her meslekte olduğu gibi öğretmenler arasında da mesleğe yabancı olan pek çok kimse vardır. Bunlar meslekte zanaatkar bile değildir. Bunlar öğretmenlik çabalarını küçümseyen gündelikçilerdir. Böylelerine dostça nasihat ederim. Öğretmenliği terk etsinler. Gitsinler, tüccar olsunlar, bürolara sekreter olsunlar. Çok canlı ruhlu insanların işgal etmesi gereken mevkilere başkaları gelsin.”Snellman, Finlandiya’nın uyandırılmasını sadece öğretmenlerden beklemezdi. Nerede memurların, doktorların, tüccarların bir toplantısını haber alsa, oraya koşar ve nasihat ederdi.“Milleti unutmayınız. Siz hepiniz halkın arasından yetiştiniz. Aydınlanmamış kardeşlerinizden kaçıyor musunuz? Yoksa milletin hayatını daha iyi düzenlemek için çareler mi düşünüyorsunuz? Halk kitlesini uyandırmak ve kültürce yükseltmek için neler yapıyorsunuz?”MEMURLARFinlandiya halkı, devlet memurlarından oldukça mustaripti. Özellikle İsveç devletinin gönderdiği en kötü huylu ve en işe yaramaz memurlardan.“Halka kanunlara itaat etmemenin yollarını ve çarelerini memurlar öğretir.”Snellman memurlara yönelik yaptığı konuşmalarda sık sık vazifelerinin önemini hatırlatırdı.“İş için size müracaat edenlere size eziyet veren sineklere baktığınız gibi bakmayın. Elden geldiği kadar herkesin işini kolaylaştırın. Herkese karşı iyi davranın. Sonunda millet anlasın ki eğer dediği olmuyor ve istediği yapılmıyorsa, bu, sizin o işi yapmak istemediğinizden değil, aslında yasal olarak yapılamayacağındandır.”Snellman’ın çabaları hemen olmasa da zaman içerisinde sonuç verdi ve memurların zihin yapısı değişti. Hem halkın memurlara hem de memurların halkı tamamen değiştir. Bir iki nesil sonra büsbütün yeni bir Fin memur sınıfı ortaya çıktı. Memurlar bilgi ve ahlak bakımından yükseldiler. Bütün dünyaya örnek oldular. Şimdi halk ve hükumet memurların varlığıyla iftihar etmekte ve onları bir milletin bütün gençlerinin hayatlarının belli bir dönemini geçirdikleri yerlerdir. Ülkenin dört bir tarafından toplanmış gençlerin askeri bazı konularda eğitim alıp da başka meselelerden bihaber evlerine geri dönmeleri elbette büyük kayıptır. Snellman da bunu fark etmişti şüphesiz.“Ordu halkın en önemli, en sorumlu ve en kibar okulu olabilir. Bir kere düşünün. Memleketin her tarafından ve çoğu ücra köşelerinden en sağlam ve gelişmeye en uygun binlerce adamı topluyorlar. Bunları ailelerinden ve işlerinden ayırıyorlar; binlercesini bir arada olmak üzere toplayıp giydiriyor, yediriyor, içiriyorlar. Her türlü ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Fakat askerlik görevlerini bitirip de yurtlarına döndükten ve tekrar eski işlerine başladıktan sonra askerlikte geçen zamanın bir faydası olmazsa bütün bu nimetler ve külfetler verimli olmaz.”Eğitimli ve kültürlü subaylardan başlayan değişim ordunun bütün kademelerine sıçradı. Kışlalar, memleketin en ücra köşelerinden bir araya gelen gençler için adeta bir üniversite haline geldi. “Kışla gibi kokuyor, asker gibi sövüyor” gibi halkın diline pelesenk olmuş sözler zamanla değişmeye başladı. Köylerde ve şehirlerde haşarı evlatlarından yakınan anneler “askerlik zamanın gelse de kışla seni ıslah etse” demeye başladılar. Kışladan çıkan her bir asker köyüne, kasabasına döndüğünde aldığı eğitimle memleketini aydınlatacak bir nefer haline geldi.“Vatan için yaşamak, vatanın ilerlemesine çalışmak da vatan için ölmek kadar şereflidir.”FUTBOLNapolyon’u yenilgiye uğratmasının ardından dünya siyasetinde İngiltere ön plana çıkmaya başladı. Bunun neticesi olarak da İngiliz kültürü bütün Avrupa’da hızla yayıldı. Finlandiyalı gençler İngilizler gibi giyinmeye, yiyip içmeye ve at yarışları oynamaya başladılar.“Gençlik kendini İngiliz sporlarına ve bunların en kabası olan futbola kaptırdı. Öğrenimlerini henüz tamamlamamış Avrupa gençleri arasında futbol adeta bir din oldu. Bütün memleketlerin binlerce zengin evlatları bunu bir ibadet şekline soktular. Bundan zevk alanlar futbolu bir ilim, bir sanat haline halkı heyecanlandırmakla geçinen, fikirleri boş ve cahil bazı gazeteciler gençliğin bu iptilasını yakalayarak onu istismar etmeye başladılar. Futbol için ayrıca sütunlar açarak sığır bacağı gibi kuvvetli bacakların meziyetlerinden uzun uzadıya bahsetmeye başladılar.”Snellman ve arkadaşları gençler arasında bir hastalık gibi yayılan futbolun haddinden fazla ilgi görmesi ve binlerce gencin bağımlılık derecesinde futbolla ilgilenmesi üzerine harekete geçmişler ve önlemler almaya çalışmışlardır.“Biz Finlerin kuvvetli bacaklı ve zayıf beyinli olmasını da istemeyiz. Bacakları manda gibi sağlam, beyinleri koyun gibi zayıf insanlar bizim idealimiz değildir. Böyle bir insan bizim küçük milletimiz için bir örnek bir mefkure olamaz.”“Mandanın bacaklarını düşünürken Sokrat’ın kafasını unutmayın. Taş gibi sert ve koyun kafalı olmayın.”ANNE & BABALARGençlik meselesi Snellman’ın en sevdiği konu ve aynı zamanda kendisinin en hassas ve acı duyduğu noktaydı. Snellman bazı kere gençleri yüzlerine karşı azarlar, kınar fakat diğer yaşlı kimseler gençlerin hayırsızlığından ve ahlak bozukluğundan şikâyete başlayınca daima gençleri savunurdu.“Kabahat gençlerde değil, sizdedir. Siz gençleri nasıl terbiye ederseniz, onlar da öyle yetişir. Gençlere verdiğiniz terbiye nedir? Hiç. Anneler çamaşır ve bulaşık yıkamak, tahta silmek, temizlik yapmak ve yemek pişirmekle meşgul olurlar. Babalar da memuriyet, ticaret, dükkan veya fabrika işleriyle meşgul olurlar. Geceleri de geç vakte kadar zamanlarını kahvehanelerde ve kulüplerde oturmak ve iskambil oynamakla geçirirler. Fakat çocuklarıyla asla meşgul olmazlar. Çünkü bunun için vakitleri yoktur. Sonra çocuklarla meşgul olmak insanı yoran ve usandıran bir iştir.”Bunlar çocuklarıyla konuşmazlar, onların hayatıyla ilgilenmezler. Boş zamanlarda çocuklarını okşarlar, onlara şekerlemeler ve oyuncaklar verirler. Bundan sonra da“Haydi bakalım, şimdi bir kenara çekilin; gürültü etmeden kendi kendinize oynayın” kelimelerle bunun manası şudur“Başımızdan defolun da ne isterseniz yapın. Sadece bizi rahatsız söylemek lazım gelirse, çocuğun anası, babası sağ olduğu ve evde bunlardan başka birçok hala, teyze ve dayı olduğu halde çocuk yine yetim gibi geleceğini inşa eden çocuklarımızın yetişmesinde en asli görev anne zikredilen zümreler dışında Petrov kitapta Finlandiya hakkında pek çok farklı ayrıntıya da yer vermiştir. Reçel Kralının, Haydut Karokep’in, köylülerin, işçilerin, zanaatkarların ve doktorların kısacası Finlandiya’nın kalkınmasına katkıda bulunan her kesimin hikayelerini de beğeneceğinize milletin kalkınma hikayesinin dünya çapında meşhur olması üzerine kitap Türkçe’ye çevrilerek 1928 yılında Osmanlı Türkçesi ile basılmıştır. Kitabın son kısmında kitabın orijinal baskısından yaklaşık 40 sayfalık bir bölümü görmek de oldukça heyecan verici. Osmanlıca severlerin ayrıca hoşuna gideceğine eminim. Kitabın Adı Beyaz Zambaklar Ülkesinde Kitabın Yazarı Grigoriy PETROV Kitabın Özeti Finlandiya'nın tarihinin son aşaması Fin Kültürü'nün hayranlık uyandıran gelişimini ve düşünce gelişimini yakından incelemiş bir yazarın izlenimleridir. Bu izlenimlerin ağırlık merkezi, bir zamanlar bataklıklar diyarı olan Finlandiya'yı "Beyaz Zambaklar Ülkesi"ne dönüştüren kültürel ve sosyal çalışmaların anlatımıdır. Bu çalışmalar arasında Finli aydınlarla halk arasındaki sıcak ilişki ve yakınlaşmanın büyük yeri vardır. a. Finlandiya'nın Tarihi; Bugünkü Fin toprakları yüzlerce yıl Rusya ile İsveç arasında doğal bir kale hizmeti görmüştür. Bölgede geniş bataklıklar ve girilmesi zor ormanlar olduğundan ne Ruslar, ne de İsveçliler bu topraklardan ordularını ve ihtiyaç maddelerini geçirememişlerdir. 1808 yılından itibaren Finlandiya bir Rus eyaleti oldu. Bu durum 1. Dünya Savaşına kadar sürdü. Bu süreçte Finlandiya Çar 1. Aleksandr tarafından verilen imtiyazlar nedeniyle kendi içinde bağımsız oldu, yasalarını ve yönetimini kendisi belirleme hakkına kavuştu. Finler, asırlar boyu kimi zaman İsveçlilerin, kimi zaman da Rusların egemenliğinde kalmışlardır. Bu süre zarfında savunma ve diplomasi alanında çaba içinde olmayıp, bütün güçleriyle milli bir Fin kültürü meydana getirmeye çalışmışlardır. b. Finlandiya'nın Coğrafyası ve Sosyal Durumu ; Avrupa'nın en kuzeyinde bulunan Finlandiya'nın sert iklimi vardır. Havası genellikle sislidir. İlkbaharda bile don görülür. Çoğu yerler sarp granit kayalarla kaplıdır. Kalan yerler ise oldukça çukur ve bataklıktır. Ülkede maden namına hemen hemen hiçbir şey yoktur. Tarım güçlükle yapılabilmektedir. Halkı da hiçbir zaman tam bağımsızlıklarını elde edememiştir. Kimi zaman bir komşusunun, kimi zaman da diğer komşusunun yönetimi altında bulunmuştur. Finler kendilerine "Suomi" derler ve çok sevdikleri ülkelerini "Suomi" diye tanımlarlar ki bu "Bataklık arazi" anlamına gelmektedir. Finlerin sahip oldukları büyük kültür ve medeniyet, halkın bizzat kendi çabasının ürünüdür. Finlandiya'da hiç kimse içki içmez. 1907 yılında çıkarılan bir yasayla insana sarhoşluk veren her türlü içkinin satılması yasaklanmıştır. c. Lider Halk arasındaki bağlantının incelenmesi; Bu kitapta, bir milletin kamu kuruluşlarının, okullarının ve askeri kurumlarının birbiriyle işbirliği yaparak ülkeyi kalkındırmak ve yükseltmek için neler yaptıklarını açıkça göstermiş, özellikle Finlandiya'nın yükselmesi için bazı kişilerin gösterdikleri fedakarlık ve başarılardan söz edilmektedir. Bazı kahraman ruhların, Fin milletini nasıl kahraman millet haline getirdikleri anlatılmıştır. Carlyl'a göre millet cansız bir kil tabakasından ibarettir. Eğer ona bir sanatçının eli değmeyecekse, sonsuza dek şekilsiz ve hareketsiz kalacaktır. Ama Cesar Sezar, Napoleon, Büyük Petro, Sokrates ve Muhammed gibi bir sanatkar, bir büyük adam, bir önder, bir kahraman çıkıp da bu kili eline alacak olursa, ona istediği şekli verebilir. Evet, büyük adam bir kahramandır, bir yıldırımdır. Ama halk kitlesi ne kil tabakası, ne de saman yığını değildir. O, yıldırımı meydana getiren milletin kendisidir. Ne zaman bulut kümesi, elektrik oluşturursa yıldırım da kendiliğinden oluşur. Eğer bulutlar elektrikle yüklü değilse, hiçbir zaman şimşek veya yıldırım oluşmaz, yalnızca bulut nemli bir buhar halinde kalır. Milletler de böyledir. Eğer bir millet büyüklük ve kahramanlık özelliklerini taşıyorsa ondan yıldırımlar doğar, kahramanlar çıkar. Eğer halk kitlesi nemli bir buhar yığınından ibaretse, hiçbir güç ondan yıldırım çıkartamaz. Ülkenin refah ve mutluluğunun ve toplumun onur ve şerefinin halkın iradesine bağlı olduğunu kanıtlayan çarpıcı bir örnek olması açısından küçük ve yoksul bir ülkeyi gösterebiliriz. Burası iki milyonluk bir nüfusa sahip olan Finlandiya'dır. d. Kitapta incelenen sosyal olaylardan örnekler; Bataklık ve ölüm vadisi, yoksulluk ve sefalet yuvası olan Finlandiya diye bilinen, yeryüzünün kuzeyinde, kışı uzun, toprakları verimsiz ve çorak bir ülkede; köy kooperatiflerinin, köy öğretmenlerinin, gönüllü doktorların gayret ve aydınlatmalarıyla, bugün nasıl mutluluklar ve güzellikler ülkesi olduğu görülür. Halk gücünün en küçük ortaklık ve belirtisinin aynı yıl içinde ne şekilde biri, yüze, bine, on bine, milyona çıkarttığını servetler ve mutluluklar fışkırttığını, demokrat bir millet ne demektir, topyekün bir millet nasıl yükselir, aydınların halka karşı rolü nedir, gerçek yurtseverlik nasıl olur? Halka gerçek hizmet nasıl yapılır? Bir avuç aydının kendilerini halka adayan fedakarlıklarıyla, bütün bir çalışma ve üstün gayretler sayesinde Fin ailesi gaflet uykusundan uyanmış ve büyük bir hızla ilerleme ve yükselmeye başlamıştır. Bu kitapta; harap olmuş bir ülkeyi imar eden, yurdun gelişmesi ve yükselmesi için hiçbir sınıf farkı gözetmeden hep birlikte ve aynı amaçla çalışan; bataklıkları kurutan, sarı tenli, uçuk dudaklı, zayıf bilekli insanlarla çalışarak, bataklıklarını gül bahçelerine ve zümrüt ovalar haline; sarı tenli insanlarını tunç rengine, uçuk dudaklı çocuklarını yakut kızıllığına, zayıf bilekli çocuklarını demir bileklere dönüştüren bu çalışkan Finlerin milli şuurunun bu kadar olağanüstü ve benzersiz olduğu anlatılmakta. Eserin en güzel bölümlerinden biri de, askeri kışlaların nasıl bir halk okulu olduğunu anlatan kısımlardır. Eski Finli Subayların eğitimi eksikti. Okuldan çıktıktan sonra hiç okumaya, araştırıp düşünmeye yönelmezler, hiçbir toplumsal ve ulusal idealleri yoktu. Yalnızca mağrurca kılıçlarını şakırdatmasını bilirler, şık üniformaları içinde sürekli para harcamaktan başka şey bilmezler, dans salonlarında dans etmekte üstlerine yoktu. Çoğu içki ve kumardan başını kaldırmazdı, Askerlere karşı sürekli kırıcı, kaba ve hatta zalimce davranırlardı, Askerler terhis olduktan sonra Vatan Ana, subaylara, generallere "Evlatlarımı nasıl yetiştirdiniz, sizin ellerinize teslim ettiğimiz yüzbinlerce civanıma ne öğrettiniz?" diye soracaktır. Kışlayı bir halk okuluna dönüştürme, hatta üniversite haline getirme ideali, Öyle ki, her bir asker, kışlada yaşadığı günleri yaşamı boyunca sevgi ve övgüyle ansın; kışladan öğrendiklerini hayatında başarıyla uygulayarak gurur duyması düşüncesinden hareketle; halk; bereket versin, onu kışla ıslah etti, o eğitimini kışladan aldı, askerliği sırasında dürüst, atik, çalışkan ve kibar olmayı öğrendi..., desin ve bu sözler birer atasözü olsun. Finlandiya, doğal zenginliklerinden yoksun, kıraç göllerle dolu bir ülke, bir zamanlar işgal altında, yabancı kamçısı altında inlemekteymiş. Bu ülke 60-70 yıl içinde akıllara durgunluk veren bir devrim yapmış, ileri ülkelerle yaptığı yarışta rekor kırmış. Bu ilerlemeyi de öyle büyük bilim adamları, güçlü liderleri olmadan yapmış, ama güçlü nesiller, büyük yurtseverler, çalışmayı seven yurttaşlar, inançları granit gibi sağlam bir toplum lurulmuştur. Ülkenin yetiştirdiği bu insanlar, isimsiz kahramanlar, yer altında çalışan işçiler, halkın aydınlanması için çalışan kültür savaşçılarıdır. Yalnızca yurtlarını ve halklarını düşünmüşler ve bu uğurda her şeylerini feda etmekten çekinmemişlerdir. Finler uzun yıllar milli kültürlerinin gelişmesi ve ilerlemesi için çalışmışlar ve bugün birçok Avrupa ülkesinden daha yüksek bir uygarlık derecesine ulaşmışlardır. Artık büyük ve küçük komşularının saldırısıyla, özgürlük ve bağımsızlıklarını kaybetme tehlikesinden kurtulmuşlardır. Beyaz Zambaklar Ülkesinde Grigoriy PETROV Kitabının Özeti, Konusu, Tahlili Oleh “BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE” KİTABI SINAVI BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE İLE İLGİLİ SORULAR, BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE İLE İLGİLİ SINAV SORULARI, KİTAP SORULARI, DEĞERLİ TAKİPÇİLERİMİZ SİZLER İÇİN GÜNCEL VE ÖZGÜN YAZILARA DEVAM EDİYORUZ.. BU SAYFAMIZDA ÜNLÜ YAZAR MUSTAFA KUTLU'NUN UZUN HİKAYE ADLI KİTABI İLE İLGİLİ SORULARI PAYLAŞACAĞIZ.. SİTEMİZDE KİTAP SORULARI YER ALMAKTADIR... İSTEDİĞİNİZ BİR KİTAP SORULARI VAR İSE YORUM KISMINA YAZMANIZ YETERLİ İYİ ÇALIŞMALAR..onedebiyat AİLESİ “BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE” KİTABI SINAVI 1. “Suomi”nin anlamı aşağıdakilerden hangisidir? A Ateşler Ülkesi B Yiğitler Meydanı C Bataklıklar Ülkesi D Örümcekler Diyarı E Sumo Güreşçileri 2. Kitap hangi ülkenin geri kalmışlıktan kurtuluşunu anlatmaktadır? A Rusya B Avustralya C İsveç D Finlandiya E İtalya 3. "Milletlerin tarihini şahıslar şekillendirir" görüşünü savunan kimdir? A Carlyle B Bismark C Napolyon D Martin luther E Lev tolstoy 4. Genç beyinlerin körelmesine neden olan unsur kitaba göre aşağıdakilerden hangisidir? A sigara B kavga C futbol D uyuşturucu E tiyatro 5. Luka MAKDONALD nasıl bir ailenin çocuğudur? A dinine çok bağlı bir ailenin B koyu aristokrat bir ailenin C hekimlik duygusu ağır basan bir ailenin D çok milliyetçi bir ailenin E Finlandiya’nın en zengin ailesinin 6. “Aydınlar halkın ……… konumundadır?” boşluğa kitaba göre aşağıdakilerden hangisi gelmelidir? A kalbi B eli C vücudu D beyni E gözü 7. Aşağıdakilerden hangisi tarihten ibret almak’ bölümünde örnek verilen devletlerden değildir? A Avusturya İmparatorluğu B Wilhelmler C Bizans D Bismarklar E Osmanlı Devleti zambaklar ülkesi hangi ülkelerin himayesi altında kalmıştır? A Fransa ve İngiltere B Portekiz ve İsveç C Rusya ve İsveç D Rusya ve Bulgaristan E Çek Cumhuriyeti ve İtalya 9. Fin milletinde ilk gelişim nereden başlamıştır? A Okullardan B Köylülerden C Tarladan D Yöneticilerden E Kışladan 10. JYarvinen ve arkadaşları aşağıdakilerden hangisini örnek almışlardır? A Snelman B Robinson Crusoe C Prens Edward DGeorge Petrov E Cervantes 11. Snelman ın çıkarmış olduğu gazetenin adı …………. dır. Boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelmelidir? A Saimo B Saima C Salman D Seima E Saymo 12. Reçel ve tatlı kralı aşağıdakilerden hangisidir? A Karokep B Thomas Gulbe C Yukko D JYarvinen E Snelman 13. ………………….. Fin Meclisi’ni toplayarak “Rus idaresini mi, yoksa İsveç idaresini mi istersiniz?” diye sordu. Boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelmelidir? A Snelman B Gregory Petrov C JYarvinen D 1. Aleksandr E Papaz IV. Lui 14. Finler kitapta aşağıdakilerden hangisi ile adlandırılmıştır? A Sabırlı Hıristiyanlar B Savaşçı Hıristiyanlar C Azimli Hıristiyanlar D Barışçı Hıristiyanlar D Tembel Hıristiyanlar 15. Finlandiya’da kaç tane okul bulunmaktadır? B 88 B 44 C 66 D 77 E 56 16. …………. ailesi, her yıl on başarılı öğrenciyi Almanya’ya, onunu Fransa’ya diğer onunu da Amerika’ya burs vererek gönderiyor. Boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelmelidir? A Gulbe B Petrov C Okunen D Edvard E Kral 17. Beyaz zambaklar ülkesinde adlı kitap Bulgaristan`da hangi adla bilinmektedir? A Beyaz kelebekler ülkesinde B Beyaz güller ülkesinde C Beyaz nilüferler ülkesinde D Beyaz laleler ülkesinde E Beyaz kurtlar ülkesinde 18. “ Beyaz zambaklar ülkesinde “ adlı kitabın ilk yayıncısı kimdir? A Grigory Petrov B Nezk Demre C Deçko Leçev D Dinyo Bojkov E Mery Polter 19. Rusya'nın Finlandiya'yı kendi sınırları içine almak istemesinin nedeni nedir? A Finlandiya'nın ekonomik durumunun iyi olması B Finlandiya'nın askeri stratejik konumu C Finlandiya'nın geniş sınırlara sahip olması D Finlandiya'nın verimli topraklara sahip olması E Finlandiya'nın kültür seviyesinin yüksek olması tasvirlerde ..............'ın alnı oldukça aşağıdakilerden hangisi gelmelidir? A Herkül B Aleksandr C Sokrates D Snelman E İsviçre başkanı 21. Aşağıdakilerden hangisi Yarvinen’in gözlerini açan onun “Tatlılar Kralı” olmasını sağlayan ve bir konferansta tesadüfen dinlediği hikayedir? A Robin Hod B Guliver C Robinson Kruzo D Yedi Cüceler E Köroğlu Destanı 22. Yarvinen bankanın müdürüne gidip “Tatlılar Kralı olup Finlandiya’yı fethetmek istiyorum” diyerek planlarını ve fikirlerini anlattığında banka müdürünün cevabı aşağıdakilerden hangisi olmuştur? A Teşebbüs ediniz. Sizin gelecekteki krallığınız için bir miktar parayı riske atabiliriz B Teşebbüs etmeyiniz. Planlarınız ve fikirleriniz hayalden ibarettir C Bu plan ve fikirleri kim soktu kafanıza, hiçbir gerçekliği yok D Plan ve fikirleriniz çok güzel ancak bankamızda riske atacak paramız yok E Plan ve fikirleriniz çok güzel ancak biz de pay isteriz karınızdan 23. Önceleri mirasçısı olmayan bazı zenginler ölmeden önce servetlerini kiliseye veya hayır kuruluşlarına bağışlamayı vasiyet ediyorlardı. Şimdi aydınlanma uğruna ülkenin çeşitli yerlerindeki varlıklı insanlar hangi amaçla bağış yapıyordu? A Kilise ve hayır kurumları yapılması için B Kütüphane, okuma salonları ve halka ait eğlence yeri olması için C İnsanlara iş imkanı sağlayacak kurumlar yapılması için D Islah evleri ve yetiştirme yurtları yapılması için E Kitaplar yazılması ve insanların bilgilendirilmesi için 24. Yohan Karokep’in hiçbir dayanağı olmadan efendisinin kendisine teslim ettiği yüksek miktardaki parayı köylülere dağıtmasının ve efendisini acımasızca dövmesinin nedeni aşağıdakilerden hangisidir? A Köylüleri efendisinden daha çok sevmesinden dolayı B Kantarların hileli olması ve efendisinin köylüleri kandırmasından dolayı C Köylülerin gazına gelerek efendisinden nefret etmesinden dolayı D Köylülerin arasında kendi ailesinin de olmasından dolayı E Efendisinin köylülere iyi davranmamasından dolayı 25. Karokep hapisten kaçıp öldürmeye çalıştığı papazın yanına gittiğinde aralarında nasıl bir konuşma geçer? A Papaz “Buraya niçin geldiniz?” Karokep “Sizi öldürmek için.” B Papaz “Buraya niçin geldiniz?” Karokep “Af dilemek için.” C Papaz “Buraya niçin geldiniz?” Karokep “Günah çıkarmak için.” D Papaz “Buraya niçin geldiniz?” Karokep “Eşimi bulmanız için.” E Papaz “Buraya niçin geldiniz?” Karokep “Beni saklamanız için.” 26. Kutsal yerlerin yabancılar tarafından aşağılanması ve çiğnenmesi utanılacak duruma yerlerimizi kurtaralım.’ sözleri ile Haçlı Seferlerinin başlamasına sebep olan kişi aşağıdakilerden hangisidir? A Torsten Forsten B Thomas Gulbe C Pierre’d Amien D Robinson Kruzo E Grigory Petrov 27. Kitapta Luka Makdonald bir millet için şöyle diyor’Şayanı hayret bir şekilde gizemli ve ürkütücü bir millet! Pratik olarak ateist bir ateist fikrine karşı çıkmıyorlar; hatta onların birçok tanrısı var ve tapıyorlar, fakat onlarda ilahi eksiklikler ruh dışında ne ile isterseniz; buhar, elektrik ve rüzgarla çalışabilen iyi ayarlanmış makineler gibidir.’ Makdonald’ın yukarıda sözünü ettiği millet aşağıdakilerden hangisidir? A Çin B Fin C Hint D Alman E Fransız 28. Beyaz Zambaklar Ülkesi’ kitabında asıl üzerinde durulan şey aşağıdakilerden hangisidir? A İnsanlığın iyiye ulaştırılmasındaki aşamalar. B Kötülüklerin iyiye çevrilmesi ve elde edilen mutluluklar. C Azmin ne olursa olsun bir gün neticesinin alınacağı. D İnsanların yoksulluktan nasıl kurtulacağının reçetesi. E Bir milletin kenetlenip topyekün verdiği millet olma savaşı. 29. Kitapta kitap kurtlarını ve sofuları incir ağacına benzeten şahsiyet kimdir? A Papaz Makdonald B Robinson Kruzo C Hz. İsa DHz. Musa EPierre’dAmien 30. Protestan Papaz Makdonald’ın yazdığı ve ateistlerin dahi büyük ilgiyle okuduğu ve Güneşli Kitap’ dedikleri kitabın asıl adı aşağıdakilerden hangisidir? A Hayattan Önemli Notlar B Ezeli Mücadele C Hatıralarım D Bir Köy Rahibinin Notları E Aydınlık Ruh 31. Finlandiya hangi ülkenin esaretinden kurtulup Rusya’nın egemenliğine geçmiştir? A Almanya B İsviçre C Norveç D Danimarka E İsveç 32. Finlandiya kaç yılından itibaren Rusya’nın egemenliğine girmiştir? A 1916 B 1876 C 1846 D 1946 E 1816 Millet Meclisinin açılması sebebiyle genel Fin kongresine davet edilen kişi kimdir? A Grıgory Petrov B 1. Aleksandır C Petro D Petrov E Snelman 34. “Snelman’a göre kanunsuzluğun en büyük temsilcisi, öğreticisi kimdir? A Memurlar B Halk C Valiler D Kaymakamlar E İşçiler hangi ülke tarafından esir edilir ve hangi adaya hapsedilir? A Rusya – Saint Hellena B İngiltere – Saint Hellena C Almanya- Saint Josef D İsveç – Havana E Danimarka – Saint Hellena 36. Bir millet nasılsa devlet adamları da onlar gibidir. Eskiden beri “Nasılsanız öyle yönetilirsiniz. Her millet, laik olduğu iradeye sahip olur.”denilmiştir. Carlayle’a göre halk kitlesi cansız bir kil tabakasıdır. Eğer ona bir kahraman eli dokunursa, Hz. Muhammed, Sokrates gibi bir sanatkar bir büyük adam çıkıp da bu kili eline alacak olursa ona istediği şekli verebilir. Tarihte Cengiz Han Moğolları toplayarak, Asya steplerinde milyonlarca insanı yönetimi altına almıştır. Kısaca söylemek gerekirse milletlerin hatta tüm insanlığın tarihini oluşturan güçlü karakterli büyük kahramanlardır. Yukarıdaki parçanın başlığı aşağıdakilerden hangisi olabilir? A Milletler Tarihi B Millet ve Kahraman C Medeniyet ve Millet DMilletlerin Gücü EMillet ve Yönetim 37. Her önder, milletin büyüteceği tutuşturucu mumu durumundadır. O, kendi kişiliğinde milletin genetik özelliklerinden en güzel hasletlerini toplar, bununla dünyadaki milyonlarca insanın ruhunu tutuşturur. Ancak güneş ışığından yoksun, bulutlu havalarda hiçbir mercek bir kar tanesini eritmeye, bir su damlasına güç yetiremez. İsviçre peyniri sadece yüksek dağlarda otlayan ineklerin sütünden peyniri de zengin otlaklarında beslenen ineklerin sütünden yapılır. Yukarıdaki metnin ana fikri aşağıdakilerden hangisidir? ALiderlik doğuştan getirilen bir özelliktir. BHer lider milletinin kaderini belirler. CLiderler milletlerin özelliklerini yansıtan kişilerdir. DBüyük milletleri büyük toplumlar çıkarabilir. ELiderler toplumu arkasından sürükler. 38. “Finlandiya her zaman Rusya ve İsveç tarafından işgal edilme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Güçlü ve kötü niyetli komşularımıza direnebilme için bizim küçük milletimizin onlardan daha yüksek uygarlığa ulaşması gerekiyor. Ancak o zaman korkmamamıza gerek kalmayacaktır.” Yukarıdaki ifade aşağıdakilerden hangisine aittir? ABojkov B Aleksandır CSnelman DHellena EYarvinen 39. Kral Ncbukadne zor öldü ve oğlu Belsatzar kral olduğunda bin kişiye ziyafet verdi. Bet Amikdaş’a ait tüm altın kapları alarak onlarla misafirlerine şarap ikram etti. Şarap içerken bir adam parmağı göründü; hareket ederek duvara bir yazı yazdı. Kral o kadar korkmuştu ki bacakları titremeye yazıyı okuyamadı ve bu yazıyı okuyup ne anlama geldiğini söyleyene yönetimde yer vereceğini söyledi. Kralın yukarıdaki belirttiği bu yazıyı aşağıdakilerden hangisi okumuştur? ACervantes BDaniel CAlba Dukas DFilip EMedli 40. “Allahın emri ile krallığın sona erdi demek.” “Terazide tartıldın ve eksik bulundun demek.” “Krallığın bölündü ve yarısı Medlere, Perslere verildi demek” Yukarıdaki cümleleri sırasıyla aşağıdaki kelimelerden hangisinin açıklaması durumundadır? AFenes-Tekel-Mene BFenes-Mene-Tekel CTekel-Fenes-Mene DMene-Fenes-Tekel EMene-Tekel-Fenes “Kitaba uzak kalmak en büyük aldanmışlıktır.” TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ZÜMRESİ Başarılar dileriz.

beyaz zambaklar ülkesinde kitap analizi